31 Ekim 2014 Cuma

"Sarayın Dehlizlerinde" romanımın lansmanı ve ilk imza günü


30 Ekim 2014 Perşembe günü Asmalımescit YAKUP2'de yapılan "Sarayın Dehlizlerinde" romanımın lansmanı çok keyifliydi...
Sabah bastıran sağanak bana bu kitabın şansı ve bereketiyle geldiğini müjdeliyordu sanki.
Özel hazırlıklarımı tamamlamaya çalışırken sevgili yayıncım Mehmet Atay aradı, posteri ve kitapları matbaadan almaya gittiğini söyledi. Kitap dağıtıma verilmişti bu hafta ve gerisi matbaadaydı anlattığına göre.


Ben Yakup2'ye vardığımda Mehmet Atay ve kitaplar gelmişti. Zaten bir hafta öncesinden tüm detayları konuştuğumuz için Yıldıray Arslan gelene kadar Yakup2 çalışanları tüm düzenlemeleri yaptılar. Masamız hazırlandı, posterimiz asıldı vs.








Saat 17.00 itibariyle gelenler vardı, ortalık kalabalık olmadan gelelim diyenler.



Yakup2 her geceki gibi doluydu tüm akşam ve biz de oldukça kalabalıktık.


18.00-20.00 arası bayağı kalabalık olduk. Gelenlerin çoğu yemek içmek için mekânda da kalınca çok hoş bir görüntü oldu benim için. Dostlarım evim gibi sevdiğim Yakup2'de...
Harika bir geceydi.








Herkese sonsuz teşekkür borçluyum.
Kimler gelmedi ki...

























Dün gece tüm zorluklara rağmen yine de bu gecede beni yalnız bırakmamak adına gelen, gelemeyip mesaj ve/veya mail yollayan, telefonla arayan ve tebrik eden, gelemeyip çiçek gönderen, gelip çiçek getiren, zarif hediyelerle gelen tüm dostlarıma sonsuz teşekkür ediyorum.
Dün gece Muzaffer Akyol'la da karşılaşmak pek keyifli oldu yine mekânda. Zaten genelde orada karşılaşır sohbet ederiz. Doğum günüymüş dün, böylece kutlamış da olduk.



En tatlı olaylardan biri de mekânda yemek yemiş olan 4 Alman turistle yaptığım sohbet oldu. Meğer bir meslektaşımla gezmektelermiş ve ona hediye etmek için aldılar bir kitap. Tesadüfler hazırlanmış ortamdır...

Bu harika gece için en başta evim kadar sevdiğim ve romanımda da epeyce bahsettiğim Yakup2 Restaurant sahibi ve işletmecisi, sevgili dostum Yakup Arslan'ın oğlu, canım dostum Yıldıray Aslan'a ne kadar teşekkür etsem azdır.
Tüm Yakup2 çalışanlarına da bir teşekkür borcum var. Her şeyin mükemmel olması için gösterdikleri çaba ve her zamanki güler yüzlü tavırlarıyla gecenin harika geçmesini sağladılar.
Canım arkadaşım, biriciğim Dolunay Obruk muhteşem kapak illüstrasyonu sayesinde kitabıma can kattı. Ona şükran borçluyum... Gönlünü seveyim...

Kapak tasarımı için de  Ziya Levent Aybay'a koca bir teşekkür... Yine harika bir iş çıkarttın dostum. Eline, yüreğine sağlık...
Lansman boyunca muhteşem fotoğraflar çeken Berna Kadıoğlu'na ayrı bir teşekkür. O ileride çok iyi işler yapacak, biliyorum. (Gece boyunca çektiklerinin bazılarını aldım ondan ama esas tümü haftaya elimde olacak, buradan da paylaşacağım. Şimdi paylaştıklarım benim cep telefonumla ve kendi profesyonel makinesiyle onun çektikleri.) Yüreğine sağlık Berna...
(Kitabı çıkmadan önce okuyan ve fikirlerini aldığım sevgili dostlarım Tuncer Gül, Seden Edgü, Mert Taner, Mine Karahan Taner, Aydan Golüoğlu -kendisi her zaman her işimin acımasız editörüdür-, Aslı Belet -kendisi kitabın ilk gününden bu yana hep yanımda oldu-; kitabın yolculuğunda kitaba gerçek anlamda yoldaşlık eden Nilgün Kirman, Ayşe Kaynarcalı ve Elif Çamlıkaya -değerli akademik bilgileriyle kitaptaki bazı düğümleri çözmeme yardımcı oldu kendisi. Sizler heyecanımı hep taze tuttunuz. Size sonsuz teşekkürler.)
En büyük teşekkürüm de tabii ki sevgili yayıncım, editörüm, dostum Taylan Atay'a. Çok özendi, çok titizlendi bu kitap için... Sonuç mükemmel... Gönlünü sevdiğim arkadaşım benim...
Tabii aynı teşekkürden babası Mehmet Atay'a da  Kendisi de çok sevgili bir dostum ve özellikle de acımasız editörlerimdendir. 
Her ikisine de bu yolda her gün pekişen dostluğumuz için, bana inanıp güvendikleri ve her zaman yanımda durdukları için teşekkürlerin en büyüğü...
Evet dostlarım, iyi ki varsınız... İyi ki sizleri tanımışım... İyi ki hayatımdasınız... Hepinize ayrı ayrı kucak dolusu sevgiler ve teşekkürler...


30 Eylül 2014 Salı

Yeni romana soyunmak...

Eylül ayı bayağı verimli geçti diyebilirim.

Rehberliğim açısından ilk defa oldukça az çalıştığım bir Eylül ayı idi. Ama yazarlık açısından bakılırsa verimli geçti demek gerek.

Çoğu zaman Düşler Atölyesi'ne kapandım ve yazdım.

Şimdi öncelikle şu gelinen noktada "Sarayın Dehlizleri" ismiyle yakında piyasaya çıkacak olan Pargalı İbrahim Paşa'nın tarih-kurgu türü romanının son işleriyle uğraşıyoruz. Roman güzel oldu bence. Kapak tasarımı aşamasında çok sevdiğim bir dostum, arkadaşım ve bu işleri zaten yapan ama aynı zamanda da iyi bir şarkıcı olan Dolunay Obruk bana müthiş bir illüstrasyon hazırladı. Çok etkilendim, yayınevi de beğendi. Kapak tasarımdan gelince benim daha da hoşuma gitti yapılan iş, verilen emekler. Tam hayalimdeki gibi oldu desem?

Aslında düşünüyorum da, ilk kitabım "Mardin / Güneş Ülkesi" için ne ben, ne dizgilerimizi yapan arkadaş, en de yayınevi bu kadar yorulmamıştık. Ama sonuçta o bir rehber kitaptı, (her ne kadar diğer rehber kitaplara hiç benzemese de, oldukça sıra dışı da olsa) bu ise bir roman. Rehber kitapta değişiklik yapabilirsiniz yeni baskı aşamalarında, nitekim 2. baskıya gittiğinde yaptık ta, değişen şeyler olmuştu şehirde, ayrıca gözden kaçan dizgi hataları vs.

Ama roman öyle mi ya? Bir kere baskıya gitti mi, noktasına virgülüne dokunamazsın. Dizgi hataları hariç tabii. Roman yanılmıyorsam dokuz kez gitti dizgiye. En sonunda artık tamamdır derken yine gördüm bir şeyler, eminim ileride de göreceğim ama tamamdır dedik ve bu hafta İbrahim Paşa'mı baskıya uğurluyoruz.



Bayram sonrası basılmış olacak umarım ve Ekim bitmeden de kitapçıların raflarını ve belki de vitrinlerini de süsler.

Ben bu aşamaya gelindiğinde çoktan yeni ufuklara yelken açmıştım bile. Yeni bir roman kurgulamış ve az da olsa kafamda tasarladığım ufak tefek bazı detayları bir kenara not almaya başlamıştım. Ne zaman ki elimiz biraz rahatladı ve yayınevi, tamam artık "Sarayın Dehlizlerinde" bizde, seninle bir işi kalmadı dedi, işte o an oturup yazmaya başladım yeni romanımı.

Bu nasıl bir heyecandır anlatamam...

Uzun süredir karakterler yerinde duramıyor, yumurtanın kabuğunu delmeye çalışıyor, bir an evvel hayata geçmek için sabırsızlanıyorlardı.

"Sarayın Dehlizlerinde" romanımda konu belli, başı sonu belli idi. Arası öyle gelişti gitti. Çok sevgili bir dostumun dediği gibi kalbim fısıldadı, ellerim yazdı.

Bu seferki romanda ise çok farklıydı mesele. Lübnan İç Savaşı, Yunanistan, İstanbul, Frej Apartmanı, müzik, piyano, gitar, Dalaras, Stavros Kougioumtzis müzikleri - şarkıları, Akdeniz, Ege, yelken, aşk, tutku gibi birkaç done vardı elimde. Tam oturmamış karakterler. Hiç olmayan yan karakterler. Yalnızca birkaç sahne vardı gözümün önünde onu biliyorum ve yok... Gerisi yok!

Zor bir işe soyunduğumu başından beri biliyordum ama bazen sizin isteminiz dışı gelişiyor bazı şeyler. Bu roman da diğeri gibi kendini yazdırıyor ve yazdıracak, bu belli oldu.

Yunanistanda geçen bölümleri yazdıkça alt metinleri daha bir oturtup sağlamlaştırıyordum (teknik kullanırım yazarken, sanılmasın çala kalem girişiyorum, roman tekniği kullanıyorum ama senaryo, hikâye, deneme tekniklerini de dışlamadan) evet tam bunları yaparken Yannis Ritsos'lara, Paul Eluard'lara, Kavafis'lere, Elitis'lere falan bir dalmışım... Sanırım şiirlerde bir şeyler aramak ve bulmak benim kaderimde var derken aklıma bir başka durum geldi.

Kadın kahramanımız Lübnan İç Savaşı'nda öğrenci Beyrut'ta, lise çağlarında. İç Savaşı ve acılarını yaşıyor. Konuyu fazla anlatmadan söyleyeyim, Yunanistan'a geliyor ve burada Atina'da bir müzisyenle yaşadıkları ve daha sonra gittiği İstanbul'da da Frej Apartmanı'nda geçen hayatı işlenecek romanda. Her yerde aşk ve tutku var haliyle. Bütün hikâye Lübnan İç Savaşı merkeze alınarak gelişiyor.



Dün çok sevgili bir dostum, meslektaşım ve yoluma her zaman fikirleriyle, önerileriyle ışık tutan Elif Çamlıkaya, zor bir şey seçtiğimi, Lübnan İç Savaşı'nın ne kadar karmaşık bir konu olduğunu, hatta dünyadaki en karmaşık konulardan biri olduğunu, çoğu kimsenin de kavramadığı, kavrayamadığı bir şey olduğunu vurguladı. Bakalım nerelere götürecek seni, neler yazacaksın, nasıl bağlayacaksın dedi.

İşte tam o anda "bağlamak" kavramı bir düşündürdü beni ve yine şiirlere daldım... Epey malzeme çıktı bana oradan ama bugün ne oldu?



Kahramanımız Lübnan İç Savaşı'nda lise çağlarında, Lübnan İç Savaşı 1975'te patlak veriyor ve 1991'e kadar sürüyor. Kız savaş patlak verdikten birkaç yıl sonra Yunanistan'a gidiyor. O bu acıları yaşadığı yıllarda Yunanistan daha yeni yeni buna benzer bir acıdan çıkmış. 1967-1974 yılları arasında Yunanistan'da askeri cunta dönemi. Bu romanın geçtiği yıllarda ise Türkiye 12 Eylül olayını yaşamış ve hâlâ izleri var...

Kahramanlarımızdan biri memleketini terk etmek zorunda kalıyor, ailesi nedeniyle, diğeri ise her şeye rağmen orada kalmış.

Başka kahramanlar da var bu arada.

Valla çok ilginç ve daha zorlu bir noktaya mı geldim, yoksa sembolik de olsa daha rahatlatan bir noktaya mı, bakalım göreceğiz...

Ben Düşler Atölyesi'nde yazmaya döneyim... Devrimci şairlerin satırlarında arayışımı sürdüreyim. Bu arada karakterler artık konuşmaya başladığı için romanla ilgili olsun olmasın her gün sistematik bir şekilde yazıyorum...

Ekim geldi mi çok işim var, turlar, kitap, lansman falan. En azından araştırma ve yazma aşamasında biraz daha yol almış olayım...

Haydi bakalım... Serüven bizi bekler...

18 Eylül 2014 Perşembe

Oradan, buradan, havadan, sudan - 22

Hep çok zaman olmuş oluyor zaten...

Yine öyle bir durum söz konusu.

Ama bu sefer mesele biraz farklı eskiye göre.

Bu sefer aradan geçen onca zamanda cidden çok olumlu gelişmeler oldu, adımlar atıldı.

Öncelikle Sarayın Dehlizlerinde romanım en sonunda bitti ve artık yayınlanmak için gün sayıyor. Bu tabii nefes kesen bir durum benim için.

O arada gerek iş hayatında gerekse özel hayatta da epey değişiklikler oldu.

Öncelikle en sonunda gönlüme göre bir ev buldum ve taşındım. Yine Tarabya'da kaldım. Aynı yerde başka bir sitede düzayak bir dubleks daireye geçip kendi stüdyo dairemde yepyeni bir düzen kurdum ve yıllardır kafamda olan bir şey vardı, oturduğum yerin dışında kurmak zorunda kalacağımı düşündüğüm bir şey, bir yazı evi. Minik bir stüdyo daire tutmayı bile planlıyordum artık kafamda, hani şöyle Beyoğlu'nda falan. Ama sonra dedim ki kendime, "Sen şimdi gecenin bir vakti yazmak istersin, yatakta kucağına bilgisayarı alıp iki cümle yazıp yatarsın, ya da ne bileyim sabahlara kadar... Aklına günün normal bir saatinde bunları yapmak gelmez. Nasıl kalkıp oralara gideceksin evden?"

Tam böyle düşünürken mucize gerçekleşti ve ben evi bulup tuttum. Üst kat yaşam alanları. Alt daireyi olduğu gibi kendi eşyalarımla ve kafama göre düzenledim. Yazı evi, yatak odası, oturma odası hepsi bir odada ve ayrıca mini mutfak ve banyosu da var.

Güzel oldu. Düzen oldu uzun zaman sonra. Ben meğerse son yıllarda ne zorluklarla nelere göğüs gererek neler yapmışım. O şartlar altında yine de iyi iş çıkartmışım. İki kitap, dile kolay...

Neyse... Sevgili dostlarımın sosyal medya üzerinden paylaştıkları öneriler sonucu benim gönlüme en çok yatan ismi seçerek yeni çalışma mekânıma, stüdyo daireme "Düşler Atölyesi" demeye karar verdim. Kızkardeşim Zeynep kapıma bir tabela hazırlayacak. Bakalım... Bekliyorum.

Bu arada sosyal medyada da yeni bir düzen getirmem gerekiyordu kendim için. Bunu da artık profesyonel PR danışmanımla yapıyorum. Aslında bu bloglar da bundan sonra biraz onun tavsiyeleriyle ilerleyecek.

Bloglarımdan Not Defteri, Taş Kahve ve Vegan'ı tutmaya ve belli bir düzene sokmaya karar verdim.

Sarayın Dehlizlerinde romanım bayram sonrası raflardaki yerini almış olacak. Bugün kapak tasarımları aşamasında da belli bir noktaya geldik. Benim gönlümdeki kapak tasarımına bayağı yaklaşmış bir iş geldi önüme. Aslında tam da istediğim gibi bir iş ama tabii üzerinde çalışılması gerek. Heyecan dorukta anlayacağınız.

Bu arada artık yeni romanıma da konsantre olabiliyorum. Yazma işine başladım bile.

Konudan bahsedip bahsetmediğimi hatırlamıyorum ama yine de biraz bahsedeyim bu vesileyle. Bu seferki kitabın daha epey geliştirilmesi gereken aşamaları var. Kitapta Lübnan, Beyrut, İç Savaş, İstanbul, Frej Apartmanı, Akdeniz, müzik, piyano, gitar, Dalaras, Yunanistan ve yelken var...

Adı bu sefer baştan belli olan bir kitap ve içindeki aşk hikâyesi ile kahramanın hikâyesi iç savaşa paralel gelişecek...

İşte bunlar heyecan veriyor.

Bu arada oldukça dinlendiğim bir yaz oldu. Tatil falan yapamadım doğru dürüst, yalnızca birkaç günlüğüne Bodrum'a kaçtım ama yeni projeler, geziler beni bekliyor.

İş konusunda da bayağı gelişmeler oldu haliyle. Önümüzdeki günlerde bu konuları da sohbetin bir bölümüne alırız...

Uzun bir aradan sonra bir merhaba diyeyim dedim.

Bundan sonra daha sık görüşmek ümidiyle...

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails