İşte dün fotoğraf kutularımı karıştırırken o hanımın Saryan'ın çalışma odasında çektiğim fotoğrafını buldum.
Bugün biraz Ermenistan fotoğrafları koyayım bakalım buraya. Aslında oldukça çok fotoğraf var ama ben bazılarını koyuyorum...
YEREVAN














Evet 1 eylül'e bir şey kalmadı. Yeni blogum için heyecanlanıyorum. :))) Şekliyle, içeriğiyle falan uğraşıyorum. Hazır sayılır. Yarın son rötuşlar yapılacak ve Pazartesi açılış... Davetiyeler için listeyi hazırladım... Bir heyecan bir heyecan... E, ne de olsa dostlarımı ağırlayacağım...
Sabahın köründe limandaydık gene. Yaseminciğim'le ve Eser'le laklak... Yasemin'i biliyorsunuz. Sağdaki bloglarda Beril'in Günlüğü blogu var ya, onun sahibesi Yasemin. Canım arkadaşım... Konuştuk, sohbet ettik, yeni blogumdan bahsettik.
Bu arada aklıma gelmişken: Yeni blogu 1 eylül'de başlatıyorum. Özel ve kapalı bir blog olacak diye bahsetmiştim daha önce de. Benim gönlümün, ruhumun, beynimin oturma odası olacak orası, çok özel konukları ağırlayacağım. Ama bugün iki arkadaşım beni şaşırttı. İkisi de zaten listemdeydi ama biri bana: 'Nükhetçiğim, yeni blogun hayırlı olsun, bekliyorum dört gözle, davet edersin diye düşünüyorum artık' dedi, bir diğeri de, hangi adrese yollayayım diye sorduğumda: 'Ben sana ayıp olmasın diye yazmadım, söylemedim, zaten sen davet edersin diye düşündüm' demez mi?
Yapmayın etmeyin... 'Ben isterim okumak' ya da 'yok be, ben blog mlog okuyamam, sağol' demek bu kadar zor olmamalı. Ayrıca illa ki şahsen beni tanımak, görüşüyor olmak da gerekmez. Burada keşfetmiş ya da başka bloglarımdan ya da sitemden, köşelerimden tanıyan, okuyan ama özel blogu da görmek isteyen birini, tanıyayım tanımayayım, nereden bilebilirim blogu okumak istediğini? Onlarca insan var tanıdığım, hangisini davet edeyim? Okuyacağını bildiğim ya da okumak isteyenleri. Eh, ben atlayabilirim, bilemiyor tanımıyor olabilirim, bu durumda bir zahmet o kişiler bana 'ekle beni' diyecek.
Bu arada, bunu yapanlar da var zaten. Teşekkürler. :)
Yarım gün turum vardı. Hipodrom, Sultanahmet camii, çarşı, Aya Sofya yaptım. Kapalıçarşı civarında bir sürü eş dost tanıdık var haliyle. Bunlardan biri de Velvet Halı'nın sahibi Rıfat. Rıfat ve oğlu benim komşum olurlar. Tarabya'da yanyana sitelerde oturuyoruz. Ama bunca senedir tek görüştüğümüz yer Nuruosmaniye'dir. Rıfat'ın Tiftik adında deli bir köpeği var. Bayılıyorum ona. O da beni tanıyor, seviyor. Çok şeker şey. Bugün gene yanında getirmiş Rıfat Tiftik haydutunu, ben de bol bol sevdim Tiftikçiğimi ve oynadım onunla.
Bir gün daha böyle geçti gitti işte...
Bu arada yeni bir yazı yazıyorum. Bu yazı da, Martiros Saryan'ın bir tablosuna deneme olacak... Yakında...
Hâlâ 'Benim Filmimin Müziğini Sen Yap Müzik Tanrısı' yazımın sancıları dinmedi. Biraz zamana ihtiyacım olacak. O yazıda çok fazla açmışım yüreğimi, ruhumu of of... Yaralıyor böyle şeyler haliyle. O yazı nerede mi? Web sitemde, ya da Taş Kahve blogunda okunabilir. Bir düzyazıdır, denemedir. Arto Tunçboyacıyan'a ithaf edilmiştir. Arto'nun 'Gülerken Ağlıyorum' adlı bestesine bir denemedir. Aslında o besteyi dinlerken okuyanlar çok daha farklı bir zevk aldıklarını hatta ağladıklarını bile söylediler. Eh, ben de çok ağladım yazarken...
Sevgiyle kalın...
(Portrait of a man - 2002)
(The old album - 2006)
(Emigrant - 2003)
(Omens of Hafez - 2003)
(The Window - 2006)
Iman Maleki'nin resimlerinin detayları aslında oldukça ilginç. Bence web sitesine bir bakmakta fayda var. Sayfanın sağında favori sitelerimdeki Iman Maleki linkine tıklarsanız sanatçını eserleriyle buluşursunuz...
Bir müddettir ben de her şeyi scan etme derdine daldım. Rehberlikle ilgili, turlarda kullandığım belgeler, gazete küpürleri vs vs, birikip toz edeceğine ortalığı dönüşüm kutularına gitsinler, ben de bunları flash belleklerde saklarım diye düşündüm. Aslında iyi de oldu. Ağırlık da yapmıyorlar, yer de kaplamıyorlar.
Aklımdayken... Bu aralar çantamdan hiç eksilmeyen en önemli şey de mp3 çalarım. Aman ha, belki bir dakika bir boşlukta Arto Tunçboyacıyansız kalırım falan, tütütütü şeytan kulağına kurşun...
(An April Landscape 1947)
(Mount Aragats 1925)
(Apricot Tree in Blossom 1942)(Midday Stillness 1924)
(Ararat in Spring 1945)
(The Spell of the Sun 1905)
(Ararat Valley: Picking Cotton 1949)
(Yerevan 1924)
(Wistarias 1923)
Tabiî Saryan yalnızca bunlarla sınırlı değil. Bunlar, benim en sevdiklerim, beni en çok etkileyenler. O kadar farklı çizimleri de var ki...
Müzeden çıkarken ruhumu orada bıraktığımı hatırlıyorum. Yanımda yalnızca Saryan'ın en sevdiğim eserinin posteri ve beğendiğim diğer eserlerinin kartpostalları vardı...
Şu en sevdiğim eserine yakından bakalım bence...
Daha fazla bilgi ve resim için:
Martiros Saryan's Museum http://www.saryan.am/eng/index.html
Armenia by Armsite http://www.armsite.com/